Dr. Öğr. Üyesi İlayda KORKMAZ - Belirti Yok, Hastalık Var: Göz Hastalıklarında Erken Tanının Önemi...
08 Ekim 2026

  • ilayda korkmaz

Belirti Yok, Hastalık Var: Göz Hastalıklarında Erken Tanının Önemi

Görme, bireyin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak sürdürebilmesi, eğitim ve iş yaşamına katılımı ve genel yaşam kalitesi için gerekli en temel duyusal işlevlerden biridir. Buna karşın görme sağlığı, çoğu zaman ancak belirgin bir işlev kaybı ortaya çıktığında gündeme gelmektedir.

Görme kaybı her zaman ani başlangıçlı değildir. Pek çok göz hastalığı yıllar içinde sinsi ve ilerleyici bir seyir izler. Görsel sistem bu değişime şaşırtıcı ölçüde uyum sağlar: Tek taraflı kayıplar diğer gözün katkısıyla telafi edilir, görme merkezinin dışındaki defektler uzun süre fark edilmez, görme keskinliğindeki azalma ise çoğu zaman “yaşlanmanın doğal sonucu” olarak yorumlanır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 tarihli Dünya Görme Raporu’na göre dünya genelinde en az 2,2 milyar kişide görme bozukluğu bulunmaktadır; bu kişilerin en az 1 milyarında görme kaybı önlenebilir nitelikte ya da henüz tedavi edilmemiş durumdadır. Göz hastalıkları polikliniğimize başvuran hastaların önemli bir bölümü, erken dönemde etkin biçimde tedavi edilebilecek hastalıkların ileri evrelerinde başvurmaktadır. Bu yazıda, geç tanının en sık kalıcı görme kaybına yol açtığı dört hastalık ile erken tanının önemi ele alınmaktadır.

Glokom: Sessiz ve geri dönüşsüz bir hastalık

Glokom, görme siniri (optik sinir) ve retina sinir liflerinde ilerleyici hasar ile seyreden bir optik nöropatidir. Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen bu hastalık, dünya genelinde geri dönüşümsüz körlüğün önde gelen nedenleri arasındadır. Yüksek göz içi basıncı en önemli ve tedavi edilebilir risk faktörüdür; ancak hastalık normal basınç değerlerinde de gelişebilir.

Çoğu hastada ağrı, kızarıklık ya da bulanık görme gibi bir belirti görülmez. Görme alanı kaybı periferden başlar; merkezi görme genellikle hastalığın ileri evrelerine kadar korunur. Bu nedenle tanı sıklıkla geç dönemde ya da başka bir nedenle yapılan muayenede konur.

Glokoma bağlı görme kaybı geri döndürülememektedir; tedavinin amacı mevcut görme fonksiyonunu korumaktır. Erken tanı konduğunda topikal damla tedavisi, lazer uygulamaları ya da cerrahi yöntemlerle hastalığın ilerlemesi büyük ölçüde yavaşlatılabilir. Kırk yaş üzerindeki bireylerde, özellikle ailesinde glokom öyküsü, yüksek miyopi ya da diyabet bulunanlarda, göz içi basıncı ölçümü ve görme sinirinin değerlendirmesini içeren düzenli muayeneler önem taşır.

Diyabetik retinopati: Görme iyiyken başlayan hasar

Diyabetik retinopati, halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetes mellitusa bağlı, gözün arka tabakası olan retinadaki küçük damarların hasarı sonucu gelişir. Çalışma çağındaki erişkinlerde görme kaybının başlıca nedenlerinden biridir.

Erken evrelerinde genellikle  hastanın bir semptomu yoktur ve hastalık yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Görme keskinliği tam olan bir hastada dahi ilerlemiş retinal değişiklikler bulunabilir. Hasta görmesinin azaldığını fark ettiğinde hastalık çoğu zaman ileri evrededir.

Görme kaybı çoğunlukla görme merkezinde ödem (diyabetik makula ödemi), göz içi kanama ya da retina dekolmanı gibi ciddi komplikasyonlar geliştiğinde fark edilir. Bu evrede göz içi enjeksiyon uygulaması, lazer tedavileri ve vitreoretinal cerrahi gerekebilir; buna karşın görme fonksiyonunun tam olarak korunması her zaman mümkün değildir.

Erken evrede saptanan retinopatide kan şekeri, kan basıncı ve lipid düzeylerinin sıkı kontrolü ile uygun zamanlanmış tedaviler, ciddi görme kaybı riskini anlamlı ölçüde azaltır. Bu nedenle diyabet hastalarının, görme şikâyeti olmasa da, yılda en az bir kez göz dibi muayenesi olmaları önerilmektedir.

Yaşa bağlı makula dejenerasyonu: Tedavide süreklilik

Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), retinanın merkezi bölümü olan makulayı (sarı nokta) etkileyen kronik seyirli bir hastalıktır. Görmenin merkezi olan makulanın hasarı okuma, yüz tanıma ve ince ayrıntıları ayırt etme gibi işlevleri bozar; YBMD ileri yaş grubunda ciddi görme kaybının önde gelen nedenlerindendir. Halk arasında sarı nokta hastalığı olarak da bilinen bu hastalığın kuru ve yaş olmak üzere iki tipi vardır. Daha sık görülen kuru tipte tedavi seçenekleri sınırlıdır; hastalar ilerleme ve yaş tipe dönüşüm açısından düzenli olarak izlenir.

Daha agresif seyirli olan yaş tip sarı nokta hastalığında ise son yirmi yılda kullanıma giren göz içi enjeksiyon tedavileri sonuçları belirgin şekilde iyileştirmiştir. Bu tedavinin başarısı büyük ölçüde düzenli izlem ve tedavi sürekliliğine bağlıdır. Klinik pratikte en sık karşılaşılan sorunlardan biri, görmesi düzelen hastaların tedaviyi tamamlanmış kabul etmesi ya da hastaneye gelip gitmenin zorluğu nedeniyle kontrollere gelmeyi bırakmasıdır. Bu süreçte hastalık yeniden aktive olabilir ve makulada kalıcı hasar gelişebilir.

Yaş tip sarı nokta hastalığı çoğu hastada uzun süreli izlem ve tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Görme düzeyindeki düzelme, tedavinin sonlandırılabileceği anlamına gelmez; tedavi aralıklarının uzatılması ya da tedavinin sonlandırılması, klinik ve görüntüleme bulgularına dayanılarak hekim tarafından kararlaştırılmalıdır. Bu süreçte hasta yakınlarının rolü de önemlidir; kontrol randevularının takibi ve ulaşımın sağlanması, hastada kalıcı görme kaybının önlenmesinde belirleyici olabilir.

Keratit: Kendi kendine tedavinin riskleri

Keratit, gözün en önündeki saydam tabaka olan korneanın iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar veya parazitlere bağlı ortaya çıkabilir; kontakt lens kullanımı riski belirgin şekilde artırır. Klinik olarak batma hissi, kızarıklık, ağrı, ışığa hassasiyet, sulanma ve görmede bulanıklık ile ortaya çıkar.

Keratitte tanının gecikmesi çoğunlukla belirtilerin fark edilmemesinden değil, hastanın göz hekimine başvurmak yerine reçetesiz ya da daha önce kullanılmış damlalarla kendi kendini tedavi etmeye çalışmasından kaynaklanır. Semptomları geçici olarak hafifleten bu uygulamalar klinik tabloyu maskeler ve doğru tanı ile tedavinin gecikmesine yol açar.

Kortikosteroid içeren damlalar, bazı enfeksiyöz keratitlerin hızla kötüleşmesine neden olabilir. Uygunsuz antibiyotik kullanımı ise mikrobiyolojik tanıyı güçleştirir ve direnç gelişimine katkıda bulunur. Tedavisi geciken keratit korneada kalıcı yara izi, korneanın delinmesi ve kornea nakli gereksinimiyle sonuçlanabilir.

Ağrılı ve kızarık bir göz, özellikle görmede azalma eşlik ediyorsa, aynı gün bir göz hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Kontakt lens kullananlar lenslerini derhal çıkarmalı, mümkünse lens ve saklama kabını muayeneye getirmelidir; bu materyal mikrobiyolojik inceleme açısından değerlidir. Hekim önerisi olmaksızın başka bir kişiye ya da eski bir reçeteye ait damlalar kullanılmamalıdır.

Ortak nokta: Zaman

Bu yazıda ele alınan hastalıkların tümünde erken tanı, tedavi başarısını artırmakta ve kalıcı hasarı azaltmakta ya da önlemektedir. Tanıdaki gecikme, kimi hastalıklarda sessiz seyirden, kimilerinde ise uygun olmayan sağlık arayışından kaynaklanmaktadır. Hastanın gözle ilgili bir yakınmasının olmaması, her zaman gözün sağlıklı olduğu anlamına gelmez; yakınma varlığında ise başvurulması gereken ilk adres göz hekimidir.

Göz muayenesi yalnızca görme keskinliğinin ve gözlük numarasının belirlenmesinden ibaret değildir. Kapsamlı bir göz muayenesinde gözün tabakaları ayrı ayrı değerlendirilir, gereken durumlarda ileri tetkiklerle kişinin henüz fark etmediği hastalıklar erken dönemde saptanabilir. Muayene aralığı yaş ve kişisel risk faktörlerine göre hekim tarafından belirlenmelidir.

Aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin varlığında planlı randevu beklenmeden acil göz değerlendirmesi gereklidir:

•         Ani gelişen görme kaybı ya da görme alanında perde veya gölge

•         Yeni başlayan çok sayıda uçuşan cisim ya da ışık çakmaları

•         Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görülmesi (metamorfopsi)

•         Ağrılı, kızarık göz, ışığa hassasiyet ve görmede azalma birlikteliği

Sonuç

Dünya Görme Günü yalnızca görme kaybını değil, sahip olduğumuz görmenin değerini de hatırlatmaktadır. Modern göz hekimliğinin temel hedeflerinden biri, kaybedilen görmeyi geri kazandırmaya çalışmak kadar henüz kaybedilmemiş olan görmeyi korumaktır. Bu yazıda ele alınan hastalıkların ortak özelliği, erken dönemde tanı konduğunda görme kaybının büyük ölçüde önlenebilir olmasıdır.

Belki de bugün yapılabilecek en basit şey kendimize şu soruyu sormaktır: En son ne zaman, hiçbir şikâyetimiz olmadan göz muayenesi olduk?

Kaynaklar

1.       World Health Organization. World report on vision. Geneva: WHO; 2019.

2.       American Academy of Ophthalmology. Preferred Practice Pattern® kılavuzları: Comprehensive Adult Medical Eye Evaluation; Primary Open-Angle Glaucoma; Diabetic Retinopathy; Age-Related Macular Degeneration; Bacterial Keratitis.